İnsan yazmak için kopya çeker mi ? Çeker kızlar bu gün bloklarında geçmişlerinden hatıralarından bahsetmişler.
Hatıralar en çok neyi hatırlıyorum diye düşündüm.
Dedem yani babamın babası hayatımda ki en önemli insandı. Özlediğim yokluğuna ancak yıllar sonra alışabildiğim adam.
Onunla ilgili en eski hatıralarım beni bütün torunlarından daha fazla sevmesiydi. İlk torunu değildim 5.inci torunuydum ama ilk kız torunuydum. Ve babam annesine olan düşkünlüğünden dolayı babaannemin adını bana koymuşlar. Bazen düşünürdüm beni tek kız torunu olduğum için mi yoksa babaannemin adını taşıyorum diye mi seviyor diye. Sanırım onun adını taşıyorum diye seviyordu. Onla ilgili birkaç anımdan en azından aklımda kalanlardan biri her eve geldiğinde bize çokomel getirmesiydi. Hiç aksatmazdı bilirdim dedem geldi mi çokomel imde gelmiş olurdu. Sonra beni korurdu hiç kimse bana dokumazdı. Ben biri bana bir şey yaptı mı babama değil gider dedeme söylerdim. Ondan korktukları içinde kimse bana dokunamazdı. Hatırladığım iyi anılar bunlar kötüleri ise onun hastalığı ile ilgili. Bir tanesi geceydi. Dedem eve gelmişti. Kapıyı açtık ve kapının açılması ile 5-6 yaşında olan benim için dev gibi olan dedem yere antrenin ortasına hemen kapının dibine boylu boyunca yatırıldı. Babam hemen ambulans ve doktor çağırdı. Kuzenlerimi ve beni annemle babamın yatak odasına kapadılar. Dedemi o gün tekrar hastaneye yatırdık. Ve son günü dedemin öldüğünü benden sakladılar. O sabah babam bizi dayımlara götürdü. Ablamlar la oyun oynayarak bütün günü geçirdim. O günle ilgili hatıralarımdan en önemlisi mavi bir sandalyeydi. O mavi sandalye bizim mutfağın demirbaşı idi ama o gün eve geldiğimde merdivenlerin altında öylece başı boş duruyordu. Neden orada olduğunu bilmiyordum. Sonra öğrendim ki dedemin cenazesini eve getirince onun üzerine koymuşlar. Ama o gün orada neler olduğunu anlayacak yaşta değildim akıl edemedim dedemin öldüğünü yukarı eve çıktım. Büyük amcamın gelini helva yapıyordu evde kur an okunuyordu. Çocukluk ya bir tabak dolusu helvayı aldım. Salonun ortasına yere oturdum ve yedim ama ne olduğunu neler olduğunu bilmedim. Sonra nasıl öğrendim nerden duydum onu bile hatırlamıyorum dedemin öldüğünü olmayışını yadırgamamıştım çünkü dedem son dönemlerde hep hastanedeydi. Bir gün mezarlığa götürdü büyük amcam bizi bütün kuzenlerim ile beraber dedemin mezarına, ağladım mı hatırlamıyorum. Oradan da babaannemin mezarına gittik. O babam ile annem evlenmeden ölmüştü o yüzden onu tanımıyorum. Dedem için ağladığım tek zaman bir saçmalık için ağlamaya başlamamın ardından dı. Hiç unutmam ilkokuldaydık. Pasolar için resim çekilecekti. Ama benim huyumdur anneme babama sormadan bir şey yapmazdım o zamanlar o yüzden çektirmemiştim. Annemde kızmıştı neden çektirmedim diye. O kızınca ağlamaya başlamıştım. Sonra da kopmuştum annem neden bu kadar ağladığımı sorduğun da dedemi özledim demiştim. Ağlamış ağlamıştım.
31 Ağustos 2010 Salı
29 Ağustos 2010 Pazar
Bal arısı misali
bildiğiniz gibi bal arılarını kızdırmak onların hayatlarına son vermek demektir. siz gider arıyı kızdırırsınız o gelir sizi sokar ve sonuç bal arısı iğnesini sizde bırakır ve ardından ölür.
merak ettiğim acaba yaptıkları sokma eyleminin ölümlerine neden olacağını biliyorlarmı. kısa bir araştırma ile sadece bal arılarının bu yolla öldüğünü öğrendim. madem onlar ölüyor neden diğerleri ölmüyor.
arıların kendilerini koruma dürtüleri altında kendi ölümlerine sebep olmalarından yola çıkarak insanlarında her ne kadar ölümlerine neden olmasa da kızgınlıklarının bedellerini kendi canlarını acıtarak ödediklerini görürüz.
neden sizi kızdıran yada üzen bir durumda saldırganca tepkiler verirsiniz bunu hiç düşündünüzmü. atalarımız boşuna keskin sirke küpüne zarar dememişler.
kızgınlık ve arkasından olanlardan sonra her zaman bedeli ödeyen insanın kendisidir. düşünün acele bir yere giderken lastiğiniz patlar siz gider lastiğe bir tekme atarsınız sonuçta ne olur sizin ayağınız acır. (garip bir örnek farkındayım)
aslında sadece kendinize zarar veriyorsunuzdur. sükünet ve metanet ile karşılamayı bilmeyiz düşünmek, değerlendirmek, doğru kararı vermek asla aklımıza gelmez.
bizde etki hemen tepkiye dönüşür.
bunu neden yazdım onuda bilmiyorum kafam arılara ve kızgınlıklarına takıldı. sonra insanlarında doğasında böyle bir taraflarının olduğunu hatta çok fazla karşılaşılan bir durum olduğunu farkettim.
merak ettiğim acaba yaptıkları sokma eyleminin ölümlerine neden olacağını biliyorlarmı. kısa bir araştırma ile sadece bal arılarının bu yolla öldüğünü öğrendim. madem onlar ölüyor neden diğerleri ölmüyor.
arıların kendilerini koruma dürtüleri altında kendi ölümlerine sebep olmalarından yola çıkarak insanlarında her ne kadar ölümlerine neden olmasa da kızgınlıklarının bedellerini kendi canlarını acıtarak ödediklerini görürüz.
neden sizi kızdıran yada üzen bir durumda saldırganca tepkiler verirsiniz bunu hiç düşündünüzmü. atalarımız boşuna keskin sirke küpüne zarar dememişler.
kızgınlık ve arkasından olanlardan sonra her zaman bedeli ödeyen insanın kendisidir. düşünün acele bir yere giderken lastiğiniz patlar siz gider lastiğe bir tekme atarsınız sonuçta ne olur sizin ayağınız acır. (garip bir örnek farkındayım)
aslında sadece kendinize zarar veriyorsunuzdur. sükünet ve metanet ile karşılamayı bilmeyiz düşünmek, değerlendirmek, doğru kararı vermek asla aklımıza gelmez.
bizde etki hemen tepkiye dönüşür.
bunu neden yazdım onuda bilmiyorum kafam arılara ve kızgınlıklarına takıldı. sonra insanlarında doğasında böyle bir taraflarının olduğunu hatta çok fazla karşılaşılan bir durum olduğunu farkettim.
27 Ağustos 2010 Cuma
ben mi bu bilgisayarı öldürecem o mu beni
bildiğiniz üzere bilgisayarım tamirdeydi gelmişti. sonra gene arızalandı ve 10 günün ardından bugün bilgisayarıma kavuştum sevinçliyim.
ekranımda bulunan vampir edward resmimi, mediaplayırım daki şarkılarımı yazılarımı her şeyimi özlemişim.
farkettim ki ben bu bilgisayara fazlaca bağlanmışım. aslında şirketin demirbaşı ama herhalde şirketten ayrılırken bunuda alır giderim.
tabii o zamana arızalanıp ikimizden birimiz diğerimizi öldürmez ise....
ekranımda bulunan vampir edward resmimi, mediaplayırım daki şarkılarımı yazılarımı her şeyimi özlemişim.
farkettim ki ben bu bilgisayara fazlaca bağlanmışım. aslında şirketin demirbaşı ama herhalde şirketten ayrılırken bunuda alır giderim.
tabii o zamana arızalanıp ikimizden birimiz diğerimizi öldürmez ise....
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Paket Bu
Bir arkadaşım erkek ve kadın arasında hangi cins daha fazla yalan söyler diye yazmış. Ve elbette kadınlar demiş.
Neden mi? Kadınlar gerçek yüzlerini göstermezler, gerçek bedenlerini sergilemezler, gerçek iç dünyalarını ise asla göremezsin.
Gerçek yüzlerini göremezsin çünkü her sabah bir erkeğe yada etrafında ki insanlara güzel gözükmek için uykusundan feragat eder. Bir saat makyaj yaparlar. Yüzlerinde ki yorgunluğu, çizgileri dünyanın en büyük sektörü olan pahalı makyaj malzemelerinin ardına gizlerler. Amaç nedir? Karşındakini kandırmak.
Sabah uyandığında ayna da sana bakan yüz kendi yüzün olmayacak sanki. Gece yattığın gibi muhteşem kalkacaksın sanki, yalan. Bu sadece televizyon da olur.
Sonra vücudun geliyor. Pürüssüz ve bronz bir ten tekstil sektörünün nimeti sarkan gögüsler için dikleştirici südyenler, popo kaldıran iç çamaşırları, bacakları güzel gösteren parlak çoraplar ve tabii ki muhteşem göz alıcı bir elbise.
Onun ertesi sabahı daha beter. Düşünsenize arkadaşlarınız habire olmayan vücudunuzu över, beraber olduğunuz adamın gözlerini öyle bir boyamışsınızdır ki adamın yanında sabahları çıplak olmayı düşünemez gizlenmesi gereken her şeyi gecenin karanlığına bırakırsınız. Ve vala aynada ki gerçek haliniz.
Ve tabii saçlar. Saçlarının rengi ne kadar doğal der bir arkadaşınız sizde keyifle teşekkür edersiniz. Oysa bir kaç gün önce boyatmışsınızdır. Kandırmaca nın en önemli görsel destekçisi saçlardır. Kesimi ve şekli ile bazen masum, bazen seksisinizdir.
Ama tüm bunlar bir gerçeği asla değiştirmez. Gerçek sabah aynada gördüğünüz ham halde ki o kadındır.
Bende tüm bu beni çekici, seksi, alımlı yapacak bir şeylere karşı biriyim. Kuaföre gider saçlarımı kestiririm. Ne model yapalım dediğinde beni sabahları uğraştırmayacak bir model olsun der kestirir çıkarım. Sabahları sadece saçlarımı şöyle bir tararım. Ne fönüne ne jölesine bakarım.
Makyaj hak getire sabah sabah yapılabilecek en büyük işkence hele bir de yüzünüz düzgün değilse bir saat uğraştırır sizi. Çok şükür yüzüm düzgün ama orantı hassasiyeti var bende çektiğim kalemin uzunluğu aynı olmazsa deliririm ben. o yüzden beni belki farklı ve güzel gösterecek bir makyaj yerine doğal olmayı sadece özel zamanlar da makyaj yapmayı tercih ediyorum.
Dik gösteren südyenler yerine toparlayıcı südyenler kullanıyorum. Çünkü kiloluyum yani bu konuda biraz dünya nimetlerinden faydalınıyorum. Ama yukarıda bahsettiğim diğer şeyleri kullanmıyorum. Aynaya baktığımda başkalarının beğenisinden çok kendi beğenime önem vererek giyiniyorum.
Etrafımda ki insanlar yaşın aldı gitti. Kendine biraz özen göster de bir koca bulursun diyorlar. Açıkça yalana teşvik ediyorlar. Bense onlara aynen şu yanıtı veriyorum.
Kimseye yalan söyleyemem paket bu beğenen alır beğenmeyen almaz. Sanki adam beni günün her dakikası boyalı kınalı görecek hayır beni çoğunlukla doğal halim ile görecek eee o durumda da doğal halimi ne kadar erken görürse o kadar iyi olur.
Neden mi? Kadınlar gerçek yüzlerini göstermezler, gerçek bedenlerini sergilemezler, gerçek iç dünyalarını ise asla göremezsin.
Gerçek yüzlerini göremezsin çünkü her sabah bir erkeğe yada etrafında ki insanlara güzel gözükmek için uykusundan feragat eder. Bir saat makyaj yaparlar. Yüzlerinde ki yorgunluğu, çizgileri dünyanın en büyük sektörü olan pahalı makyaj malzemelerinin ardına gizlerler. Amaç nedir? Karşındakini kandırmak.
Sabah uyandığında ayna da sana bakan yüz kendi yüzün olmayacak sanki. Gece yattığın gibi muhteşem kalkacaksın sanki, yalan. Bu sadece televizyon da olur.
Sonra vücudun geliyor. Pürüssüz ve bronz bir ten tekstil sektörünün nimeti sarkan gögüsler için dikleştirici südyenler, popo kaldıran iç çamaşırları, bacakları güzel gösteren parlak çoraplar ve tabii ki muhteşem göz alıcı bir elbise.
Onun ertesi sabahı daha beter. Düşünsenize arkadaşlarınız habire olmayan vücudunuzu över, beraber olduğunuz adamın gözlerini öyle bir boyamışsınızdır ki adamın yanında sabahları çıplak olmayı düşünemez gizlenmesi gereken her şeyi gecenin karanlığına bırakırsınız. Ve vala aynada ki gerçek haliniz.
Ve tabii saçlar. Saçlarının rengi ne kadar doğal der bir arkadaşınız sizde keyifle teşekkür edersiniz. Oysa bir kaç gün önce boyatmışsınızdır. Kandırmaca nın en önemli görsel destekçisi saçlardır. Kesimi ve şekli ile bazen masum, bazen seksisinizdir.
Ama tüm bunlar bir gerçeği asla değiştirmez. Gerçek sabah aynada gördüğünüz ham halde ki o kadındır.
Bende tüm bu beni çekici, seksi, alımlı yapacak bir şeylere karşı biriyim. Kuaföre gider saçlarımı kestiririm. Ne model yapalım dediğinde beni sabahları uğraştırmayacak bir model olsun der kestirir çıkarım. Sabahları sadece saçlarımı şöyle bir tararım. Ne fönüne ne jölesine bakarım.
Makyaj hak getire sabah sabah yapılabilecek en büyük işkence hele bir de yüzünüz düzgün değilse bir saat uğraştırır sizi. Çok şükür yüzüm düzgün ama orantı hassasiyeti var bende çektiğim kalemin uzunluğu aynı olmazsa deliririm ben. o yüzden beni belki farklı ve güzel gösterecek bir makyaj yerine doğal olmayı sadece özel zamanlar da makyaj yapmayı tercih ediyorum.
Dik gösteren südyenler yerine toparlayıcı südyenler kullanıyorum. Çünkü kiloluyum yani bu konuda biraz dünya nimetlerinden faydalınıyorum. Ama yukarıda bahsettiğim diğer şeyleri kullanmıyorum. Aynaya baktığımda başkalarının beğenisinden çok kendi beğenime önem vererek giyiniyorum.
Etrafımda ki insanlar yaşın aldı gitti. Kendine biraz özen göster de bir koca bulursun diyorlar. Açıkça yalana teşvik ediyorlar. Bense onlara aynen şu yanıtı veriyorum.
Kimseye yalan söyleyemem paket bu beğenen alır beğenmeyen almaz. Sanki adam beni günün her dakikası boyalı kınalı görecek hayır beni çoğunlukla doğal halim ile görecek eee o durumda da doğal halimi ne kadar erken görürse o kadar iyi olur.
24 Ağustos 2010 Salı
Benim Klasiklerim
Klasik filimlere kafayı takmış durumdayım.
Benim için klasikten kasıt sinema dilinde klasik olarak görülmesede bana göre klasik olanlardır.
Mesela dün uzun zamandır aradığım bir filmi internetin baş nimetlerinden biri olan youtube sayesinde bulabildim.
Brook Shields in Lambert Wilson ile baş rolünü paylaştığı 1983 yapımı SAHARA, gerçi ingilizce seğretmek zorunda kaldım. Ama olsun bir şey anlamasamda, son seğrettiğimden bu yana uzun zaman geçsede böylesine güzel bir filmi tekrar seğretmek çok güzeldi.
Sonra Romy Schneider'in SİSİ serisi, Rüzgar gibi geçti, Excalibur bunlardan sadece bir kaçı.
Aklıma geldikçe netten arayıp buluyorum ve zevkle izliyorum.
Benim için klasikten kasıt sinema dilinde klasik olarak görülmesede bana göre klasik olanlardır.
Mesela dün uzun zamandır aradığım bir filmi internetin baş nimetlerinden biri olan youtube sayesinde bulabildim.
Brook Shields in Lambert Wilson ile baş rolünü paylaştığı 1983 yapımı SAHARA, gerçi ingilizce seğretmek zorunda kaldım. Ama olsun bir şey anlamasamda, son seğrettiğimden bu yana uzun zaman geçsede böylesine güzel bir filmi tekrar seğretmek çok güzeldi.
Sonra Romy Schneider'in SİSİ serisi, Rüzgar gibi geçti, Excalibur bunlardan sadece bir kaçı.
Aklıma geldikçe netten arayıp buluyorum ve zevkle izliyorum.
22 Ağustos 2010 Pazar
Kiloluyum diye pantolon mu giymek zorundayım ?
Bildiğiniz üzere ben kilolu bir bayanım ve yaz başından beri kot pantolonetek kendi bedenime uygun bulamadım. Taktım mı takarım ya ne yapıp edip o pantolon eteği bulacağım neyse...
Arama çalışmaları esnasında bir şeyin farkına vardım. Bir çok mağazada artık eskiye nazaran büyük beden bölümü var. Ama gariptir bütün kıyafet kombinasyonları tunikler ve pantolonlar üzerine.
Tamam pantolon şişman bir bayanı inca görteriyordur. Bu fikri kabul edebilirim. Ama sırf kiloluyum diye her ne kadar yazlık olsalarda pantolon giymek zorundamıyım. Şöyle tiril tiril etekler giyip havanın güzelliğinin tadını çıkaramayacakmıyım.
Hayır çıkaramayacağım anladım. Bir sürü mağaza gezdim ve tek bir etek bile yok. Bunuda bir kenara koy o tunikler ne ya hepsi kokoş pullu, boncuklu
Şu tasarımcılara sanırım birileri kadınlar sadece misafirliğe gidiyorlar yada şık ofisler de çalışıyor diyor galiba.
Şişmanım diye spor bir tişört yada bir etek giyemeyeceğim anladım. Benim bütün gardolap güme gidiyor bunuda anladım. Acil olarak kıyafet konusuna yatırım yapmam lazım buda işime gelmiyor. Ne yapacaz bakalım hayırlısı....
Arama çalışmaları esnasında bir şeyin farkına vardım. Bir çok mağazada artık eskiye nazaran büyük beden bölümü var. Ama gariptir bütün kıyafet kombinasyonları tunikler ve pantolonlar üzerine.
Tamam pantolon şişman bir bayanı inca görteriyordur. Bu fikri kabul edebilirim. Ama sırf kiloluyum diye her ne kadar yazlık olsalarda pantolon giymek zorundamıyım. Şöyle tiril tiril etekler giyip havanın güzelliğinin tadını çıkaramayacakmıyım.
Hayır çıkaramayacağım anladım. Bir sürü mağaza gezdim ve tek bir etek bile yok. Bunuda bir kenara koy o tunikler ne ya hepsi kokoş pullu, boncuklu
Şu tasarımcılara sanırım birileri kadınlar sadece misafirliğe gidiyorlar yada şık ofisler de çalışıyor diyor galiba.
Şişmanım diye spor bir tişört yada bir etek giyemeyeceğim anladım. Benim bütün gardolap güme gidiyor bunuda anladım. Acil olarak kıyafet konusuna yatırım yapmam lazım buda işime gelmiyor. Ne yapacaz bakalım hayırlısı....
20 Ağustos 2010 Cuma
Kocaman Harflerle POZİTİF
Arkadaşım filiz pozitif düşünce ile hayatımı değiştirme gücüm olduğunu söylüyor.
Haklımı? Aslında genel düşününce haklı olduğunu söyleyebilirim.
Güne güzel başladığım da mutlaka o gün güzel geçiyor.
İnsanın kendisini sevmesi gerektiğini söylüyor.
Her gün aynada kendi kendine seni seviyorum demek gerektiğini her günün güzel olduğunu telkin etmek gerektiğini düşünüyor.
Tüm bu söylediklerini düşününce gülümsedim.
Haklı çünkü hep kendimi sevdiğimi düşünürdüm. Ama sanırım artık fazla sevmiyorum. Bir gazetede çok gülen kişilerin uzun ömürlü olduklarını okumuştum.
Aslında farkettim ki uzun zamandır gülümsemiyorum. Gülmüyorum.
Oysa ben çok fazla gülerdim. Hatta insanlar söylenen çoğu şeye güldüğüm için kızarlardı. Oysa şimdi sanırım yeni çalışma yerimden dolayı gerginim fazla yalnız kaldım. Eskisi gibi gülmüyorum. Eskiden tanrım kelimeye bak sadece altı ay önceydi oysa iş arkadaşlarımla, müşterilerimle hatta ara ara patronlarım ile konuşur mutlaka gülecek bir şey bulurdum.
Şimdi insanın kendisini sevmesinden gülmeye nasıl geldik diyorsunuzdur.
Ben gülünce kendimi mutlu hissederim. Gülmek hatta gülümsemek için bulduğum her fırsatta içimde ta derinlerde bir şey kıpırdar. öyle durumlar da da kendimi daha çok sevdiğimi anlarım. Çünkü keyif almış ve mutlu olmuşumdur.Buda etrafıma pozitif olarak yansır.
Haklısın filiz pozitif düşünce her şeyi yoluna koyuyor. Ve bundan sonra daha fazla pozitif düşünmeye ve gülümsemeye çalışacağım.
Şimdi aynısını sizde yapın derin bir nefes alın, gülümseyin ve kendinizi sevdiğinizi düşünün hatta düşünmeyin kendinize bunu söyleyin.
Ben bir süredir unutmuştum siz sakın unutmayın.
Ramazan dolayısı ile dışarı çıkmaktan hoşlanmıyordum. Ama en azından yarın bir kaç saatte olsa dışarı çıkıp vakti geçirmeye karar verdim. Planımda aksaklık olabilir olsun, olursa pazar giderim.
Ne mi yapıcam biraz alışveriş var kafam da. Ama merak etmeyin öyle kıyafet felan derdin de değilim. Kadınların kendilerini kötü hissettiklerinde morallerini düzeltmek için kendilerine çektikleri bir ziyafet vardır.
Kocaman çikolatalı bir pasta alıcam. Bu bile beni mutlu etmeye yetti.
Tamam kabul ediyorum kilo verme işini bir katkı sağlamayacak daha sı ramazan'da zaten pek iyi gitmiyor. Kısaca ara verdim diyelim.
Tamam biliyorum vazgeçti diyorsunuz ama maazeretim var.
Haklımı? Aslında genel düşününce haklı olduğunu söyleyebilirim.
Güne güzel başladığım da mutlaka o gün güzel geçiyor.
İnsanın kendisini sevmesi gerektiğini söylüyor.
Her gün aynada kendi kendine seni seviyorum demek gerektiğini her günün güzel olduğunu telkin etmek gerektiğini düşünüyor.
Tüm bu söylediklerini düşününce gülümsedim.
Haklı çünkü hep kendimi sevdiğimi düşünürdüm. Ama sanırım artık fazla sevmiyorum. Bir gazetede çok gülen kişilerin uzun ömürlü olduklarını okumuştum.
Aslında farkettim ki uzun zamandır gülümsemiyorum. Gülmüyorum.
Oysa ben çok fazla gülerdim. Hatta insanlar söylenen çoğu şeye güldüğüm için kızarlardı. Oysa şimdi sanırım yeni çalışma yerimden dolayı gerginim fazla yalnız kaldım. Eskisi gibi gülmüyorum. Eskiden tanrım kelimeye bak sadece altı ay önceydi oysa iş arkadaşlarımla, müşterilerimle hatta ara ara patronlarım ile konuşur mutlaka gülecek bir şey bulurdum.
Şimdi insanın kendisini sevmesinden gülmeye nasıl geldik diyorsunuzdur.
Ben gülünce kendimi mutlu hissederim. Gülmek hatta gülümsemek için bulduğum her fırsatta içimde ta derinlerde bir şey kıpırdar. öyle durumlar da da kendimi daha çok sevdiğimi anlarım. Çünkü keyif almış ve mutlu olmuşumdur.Buda etrafıma pozitif olarak yansır.
Haklısın filiz pozitif düşünce her şeyi yoluna koyuyor. Ve bundan sonra daha fazla pozitif düşünmeye ve gülümsemeye çalışacağım.
Şimdi aynısını sizde yapın derin bir nefes alın, gülümseyin ve kendinizi sevdiğinizi düşünün hatta düşünmeyin kendinize bunu söyleyin.
Ben bir süredir unutmuştum siz sakın unutmayın.
Ramazan dolayısı ile dışarı çıkmaktan hoşlanmıyordum. Ama en azından yarın bir kaç saatte olsa dışarı çıkıp vakti geçirmeye karar verdim. Planımda aksaklık olabilir olsun, olursa pazar giderim.
Ne mi yapıcam biraz alışveriş var kafam da. Ama merak etmeyin öyle kıyafet felan derdin de değilim. Kadınların kendilerini kötü hissettiklerinde morallerini düzeltmek için kendilerine çektikleri bir ziyafet vardır.
Kocaman çikolatalı bir pasta alıcam. Bu bile beni mutlu etmeye yetti.
Tamam kabul ediyorum kilo verme işini bir katkı sağlamayacak daha sı ramazan'da zaten pek iyi gitmiyor. Kısaca ara verdim diyelim.
Tamam biliyorum vazgeçti diyorsunuz ama maazeretim var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)