Pages

16 Ağustos 2010 Pazartesi


ÜLKEMİZDEKİ İSMİ: Sihirli Şövalyeler
YAPIM: CLAMP-Kodansha-YTV-Dentsu-TOKYO MOVIE SHINSA CO.,LTD.
YAPITLAR: 6 bölümlük manga, 49 bölümlük çizgi dizi,3 OVA,2 tane Konsol-RPG oyunu.
ORİJİNAL HİKAYE: Nanase Ohkawa, Keiko Maruo (CLAMP).
ORİJİNAL KARAKTER TASARIMI: Mokona Apapa, Mick Nekoi (CLAMP).
KARAKTER DİZAYNI: Atsuko Ishida, Masahiro Yamane.
ORİJİNAL SESLENDİRME(Anime): Shiina Hekiru (Hikaru Shidou), Yoshida Konami (Umi Ryuuzaki), Kasahara Hiroko (Fuu Hououji).
FON MÜZİKLERİ(Anime): Hayato Matsuo
YÖNETMEN(Anime): Toshihiro Hirano
YAPIMCILAR(Anime): Michihiko Suwa, Shigeki Nakamura, Masahito Yoshioka

Magic Knight Rayearth (kısaca MKR), ilk olarak CLAMP tarafından 6 bölümlük manga serisi olarak çıkarılmıştır. Daha sonra ise; CLAMP, Kodansha, YTV, Dentsu ve TOKYO MOVIE SHINSA CO., LTD.’nın ortak yapımı ile çizgi dizi olarak televizyonlarda gözüktü. Ayrıca, Türkiye’de de birkaç televizyon kanalında, baştan sona tüm bölümleri yayınlanan nadir animelerden birisidir. Bunlarla beraber üç OVA bölümü ve iki tane de konsol oyunu (SuperFamicom ve SegaSaturn için) yapılmıştır.

Magic Knight Rayearth’ın hikayesi;Japonya-Tokyo’da yaşayan, Hikaru Shidou, Umi Ryuuzaki ve Fuu Hououji isimli üç genç bayanın Prenses Emeraude tarafından adına “Cephiro” denilen mistik bir dünyaya çağırılmasıyla başlıyor.Hikaru, Umi ve Fuu (Türkiye'deki televizyon kanallarındaki isimleri ile Lucy, Marina, Anemon) hikayede baş kahramanları oluşturuyorlar.

Hikaru, Umi ve Fuu,Yüksek Rahip Zagato tarafından kaçırılan Prenses Emeraude'yi kurtarmaları için Cephiro'ya çağırılırlar. Fakat bundan önce uzun bir yolculuğa çıkmaları,bu yolculuk esnasında Cephiro’nun üç efsanevi tanrısını diriltmeleri ve bununla beraber efsanevi “Magic Knights (Sihirli Şövalyeler)” olmaları gerekmektedir. Çünkü bunu sadece başka bir dünyadan çağrılan kişiler yapabilir, efsaneye göre...

Yolculuk boyunca kızlar,değişik arkadaşlarla tanışırlar. Usta Büyücü GuruClef, onlara gelişebilen zırhlar verir ve sihir öğretir; Presea ise “Escudo” isimli efsanevi mineraldenkızlara gelişebilen kılıçlar yapar. Mokona isimli, tavşan benzeri sevimli yaratık ise kızlara efsanevi tanrıların(Mashin) uyudukları tapınaklara kadar rehberlik eder

Mashin, Cephiro'nun koruyucu tanrılarının ortak ismidir. Diğer dünyadan çağrılan kişiler Sihirli Şövalye olmak için üç Mashin'i diriltmek ve aynı zamanda onlara kalplerinin gücünü ispatlamak zorundadırlar. Üç Mashin de üç ayrı mekanda uyumaktadır:

Celes(Ejderha görünümüne sahiptir), okyanusun altındaki su tapınağında
Windam(Anka Kuşu görünümüne sahiptir), havada asılı duran rüzgar tapınağında,
Rayearth(Alevden yeleli bir aslan görünümüne sahiptir), volkanın içindeki ateş tapınağında uyumaktadır.
Taaki Sihirli Şövalye olmak için diğer dünyadan çağırılan kişiler, onları diriltinceye kadar...

Yolculuk boyunca kızlar çeşitli canavarlarla savaşırlar,yardıma muhtaç insanlara yardım ederler. Duruma göre kılıçları ve zırhları gelişir, ayrıca yeni sihirli güçler keşfederler. Uğraşmaları gereken şeylerin başında ise; kızların Prenses Emeraude’ye ulaşmalarına engel olmaya çalışan, Zagato’nun dalkavuklarıdır (Alcyone, Ascot, Caldina, Lafarga ve Inouva). Hikaru, Umi ve Fuu birlikte pek çok zorluğu atlatırlar. Bu sırada aralarında güçlü bir dostluk bağı oluşur. Gördüğünüz gibi Magic Knight Rayearth’ın hikayesi adeta bir Konsol-RPG oyununa benziyor. Zaten Umi ve Fuu da bunun farkındalar ki seriyi izleyenler, Umi ve Fuu'nun bu konu hakkında konuştuklarına şahit olmuşlardır.

Cephiro, çekirdek sistemine dayalı mistik bir gezegendir. Her şey irade gücüne bağlıdır. İradesi güçlü olan bir kişi, yapmayı istediği herhangi bir şeyi eğer çok isterse kolaylıkla yapabilir. Bu yüzden Cephiro'da sihir gibi şeyleri yapmak imkansız değildir. Cephiro’nun çekirdeği olan kişi, aynı zamanda iradesi en güçlü olan kişidir. Çekirdek, sadece Cephiro’yu düşünmeli, Cephiro’nun huzuru ve barışı için sürekli dua etmelidir. Aksi takdirde Cephiro yıkılmaya, ölmeye başlar. Bünyesinde canavarlar oluşur ve tüm dünyada terör ile korku hüküm sürer. Canavarları yaratan ise insanların kalplerindeki korkunun ta kendisidir.

Hikaye işte bu noktada başlıyor.
çekirdek yani cephiro'nun varlığını sağlayan kişi artık sadece cephiro'yu düşünmüyorsa içinde hiç bilmediği yepyeni bir duygu varsa işte işler tam bu noktada karışıyor. prenses emereude kendisine dualarınden yardımcı olması için görevlendirilen baş rahip zagatoya aşık olursa, zagato aşkına karşılık verirse ne olur emereude artık sadece cephiro için dua etmez aşkına kavuşmak içinde dua eder. ama ettiği bu dualar cephiroya bağlılığını zayiflatır ve onu parçalarsa işte o zaman kıyamet olur. nitekimde öyle oluyor ve emereude kendisini durdurmaları için sihirli şovalyeleri çağırıyor. çünkü emeruede'u sadece başka dünyadan gelen sihirli şovalyeler öldürebilir. ancak amaruede ölürse yıkım sona erecektir. sihirli şovalyelere geliş nedenleri olarak zagatonun kaçırdığı prensesi kurtarmak olduğu söyleniyor ve ilk sezonun sonunda gerçek geliş nedenlerinin emeruede öldürmek olduğunu öğreniyorlar. çünkü emeruede'un zagatoya kavuşmak için dilediği son dilek bu. kahramanlarımız bu zor görevi yerine getirip kendi dünyalarına döndüklerinde kendilerini suçlamaktan geri kalmıyorlar ve işte bu noktada da ikici sezon başlıyor
cephiro'yu artık düşünen biri yoktur. emeruede ve zagato savaşta ölmüşlerdir. cephiro yeni çekirdek olmadığı için parçalanmaya başlamıştır. buda yetmezmiş gibi cephiroyu ele geçirmek isteyen dış güçler vardır. kahramanlarımız tekrar cephiroya döner ve yeniden savaşmaya başlarlar. bu sefer ki görevleri yeni çekirdek bulunana kadar cephiroyu korumak. ama işte bu noktada işler karışır. hikaru sadece yeni düşmanlarla değil kendi ile de savaşmak zorundadır. çünkü kendi korkularından yaratılmış tıpkı hikaruya benzeyen bir kız vardır. nova tek hedefi hikaruyu ve sevdiklerini öldürmektir.
tüm bu büyücülerin mashinlerin düşmanların ortasında yeni bir aşk tomurcuklanmaya başlar. bir önceki sezonda bulunan kahramanların arasına yeni bir kahraman eklenmiştir. zagatonun kardeşi lantis...
aslında ikinci sezon tamamen hikaru üzerine yazılmış denebilir. hikaru lantis ile tanıştığında ona karşı kendini suçlu hisseder çünkü kardeşini öldürmüştür ve lantis ona çok soğuk davranmaktadır.yavaş yavaş lantise doğru çekilir farkında olmadan ona aşık olur ve bu aşkı bir dövüş sırasında nova farkeder. aynı dövüşte nova hikarunun kılıcını kırar ve hikaru kılıcını geri getirmek için kılıç ustası presea ile bir yolculuğa çıkar. bu yolculuk esnasında nova tarafından sınanır ilk sınavı görev arkadaşlarına karşıdır ama ikinci sinav lantise duyduğu aşk'a karşıdır. ilk sınavı kazanır ama ikinci sınavda yerlebir olur. presea'nın gelip onu kurtarması sayesinde sınavı verir ve kılıcını tekrar oluşturur. ama çok yorgun ve bitkindir. tüm bu olaylar olurken lantis hikarunun kendisi için verdiği sınavın farkına varır. onun acısını çeker yanına gitmek için çabalar odaya girdiğinde hikaruyu yerde bulur onu kaldırır kollarına alır ve işte o noktada hikaru lantise aşkını itiraf eder. gelgelelim sonradan bunu hatırlamaz ama farkında olmadan lantis ile aralarında ki durum değişmeye başlar. lantiste yavaş yavaş ona aşık olmaya başlamıştır. hatta ona annesinin hadiyesi olan bir kolyeyi vererek hikaruya kendisi için ne kadar değerli olduğunu gösterir. ama gene yalnış anlamalar ortada döner.
bu arada diğer düşmanlarla savaş devam etmektedir.
cephiro'nun simgesi çekirdeği temsil eden tac yeni bir çekirdek bulunduğunda formunu değiştirmeye başlar. yeni çekirdek kimdir bu soru clef'in kafasında dönüp durur çünkü tac form değiştiriyordur.
bu arada hikaru ikinci sınavını gene lantis için verir. nova lantisi kaçırır ve kendi mashin'inin içine yerleştirir. lantis yaralıdır baygındır ama mashinin içinde olduğu için kimse novaya saldıramaz. lantisin uyandırılması gerekiyordur. ve bunu sadece hikaru ve onun kalbi yapabilir. defalarca lantise seslenir ve onu uyandırır böylece ikinci savaşıda kazanır.
hikayenin sonu
hikaru ve arkadaşları novayı ve annesini yenerler. yeni çekirdek büyük bir sürpriz ile hikarudur.çünkü kalbi güçlüdür,saftır ve etrafına aşırı derecede bağımlıdır. ve hikaru prenses emeruede'nin yaşadıklarını bildiği için cephiro için tek bir dilek diler. cephironun çekirdeksiz yaşayabilmesini işte bu dilekten sonrada kendi dünyasına dönerken lantise onu sevdiğini söyler ve bu sefer aşkına karşılık bulur lantis'te cevap olarak onu sevdiğini söyler. kahramanlarımız kendi dünyalarına dönerler.

farkındayım romantik damarım tuttu. savaşın ortasında bile aşk buldum çıkardım.ama ne yapayım çocukluk zamanından kalma bir huy
ha bu arada o zamanlar manyak lantis hastasıydım. anime ama karizma üstelik geçen gün orjinal seslendirmeyi izledim seste fena karizma
tamam kaçığım farkındayım.

15 Ağustos 2010 Pazar

oruç, sahur, sıcak, uykusuzluk ne ararsanız

dört gündür hiç bir şey yazmamışım

sendrom ortada malum ramazan

aslında kiloma bakınca herkez yemekten ağlanacağım sanıyor ama

asıl derdim su malum hava sıcak hemde çekilmez derecede

susuzluk beni talan ediyor

bütün gün vantilatörün karşısında olmama rağmen susuzluktan ölüyorum

o yüzden ofiste bardakları bile ortadan kaldırttım

su ile ilgili bir şey görmeyeyim diye

eve gelincede mutfağa girmiyorum

tabii tek etki buda değil uyku düzenim talan oldu

malumunuz sahura kalk yemek ye uyu bünye alışık değil

ama yapacak bir şey yok

birde sıcak varki anam o beni tam talan ediyor geceleri duş alıp yatıyorum

sonra uyuyamayınca kalkıyor tekrar yıkanıyorum

uyudum uyudum bir daha

terlersem gene uyumak haram bana nitekim bu sabahta öyle oldu

pazar sabah saat 7 de ayakta olan kaç insan vardır acaba işi olanlar hariç

anam yatakta yatıp uyumak yerine sabah beridir ayaktayım

önce mp3 den müzik dinledim sonrada aldım bilgisayarı çocukluk zamanıma geri döndüm

ben çocukkene bir anime vardı sihirli şovalyeler diye bir kaç gündür ona taktım

netten buldum ve izledim ama son 8 bölüm yok uyuz oldum neyse buda bir şeydir

uzun zamandır arıyordum

dur onu size yarın anlatayım evdeyim resimler felan bulmam lazım uzun hikaye yani hem yarına konu olsun dimi

şimdi düşünüyorum sinemayamı gideyim evdemi oturayım

sorun gitmek değilde dönerken ev yakın olduğu için yürümem gerekiyor ama bu sıcak öldürüyor beni

11 Ağustos 2010 Çarşamba

çok sevinçli bir haber aldım

hepiniz bilirsiniz james cameron'ın sinema tarihindeki ilk tamamı 3d olan filmi avatar 15 ekimde kesilen sahneleri ilave edilmiş olarak tekrar vizyona giriyor.
süper bir haber oldu. kesilen bazı sahnelerle ilgili dedikodular yüzünden merak içerisindeydim hatta sırf o sahneleri görmek için dvd almıştım. ama kesilen kısımları koymamışlar neyse şimdi izleme şansım olacak.
filmin dvd'si olsada bayramda gidip istinye parkta tekrar izlemeye karar vermiştim. şimdi bir ay kadarcık daha bekleyip son halini izleyeceğim.

tavsiye eğer bu filmi izlemediyseniz yada izlediyseniz de tekrar izlemek istiyorsanız izleyebileceğiniz tek yer istinye park olmalı.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

armageddon ile eskileri yad ettik

dün akşam ARMAGEDDON'u izledim. eminim bir çoğunuz izlemiştir. bilindik hikaye müthiş amerikalılar gene dünyayı ve insanlığı kurtardılar. beni bu filme bağlayan en büyük sebep filmin soundtrack ı olan ve hala severek dinlediğim I don't wanna miss a thing bayılıyorum bu parçaya.

neyse filmi izleyince anılarım canlandı. sene 1998 o zaman ben bilgisayar kursuna gidiyordum. cumartesi idi sanırım çemberlitaş şafak'a gittik. yanılmıyorsam 5 kız 2 erkek. adlarını bile hatırlamıyorum şimdi. oysa o zamanlar her akşamımı onlarla geçirirdim. neyse armageddon'a seğrediyoruz. . filmin sonunda bruce wıllıce'in oynadığı harry karakteri ben afleck'in oynadığı ac karakterinin yerine astroidde kalır ve bombayı patlatmadan hemen önce ac ve harry arasında bir konuşma geçer ve ardından da harry kızı liv tayler'ın oynadığı grace ile harika ama çok duygusal bir konuşma yapar neyse filmin sonu bomba patlar ve dünya kurtulur. tüm bu sahne boyunca biz yedi arkadaş birbirimizin ağlayıp ağlamadığını kontrol ediyor bir yandan da sessizce ağlıyorduk. film bitti ışıklar açıldı. hepimizin ağladığı o kadar barizki hatta hala gözlerimizde yaşlar var. hatırlıyorumda sonra hepimiz bu halimizde çok gülmüştük. işte akşam gene filmi seğrederken o sahneler geldiğinde kendimi tutamadım hüzünlendim hatta bir kaç damla yaş bile geldi gözümden. sesim değişti ağlamaklı oldu. sonra da adını bile hatırlayamadığım o arkadaşlarımla olan bu güzel anım aklıma geldi.

8 Ağustos 2010 Pazar

bu hafta sonundan nefret ettim

aslında ramazandan önceki son hafta sonum olduğu için hayli keyifli başlamıştı. arkadaşlarım istanbula gelmişlerdi. onlarla görüşecektim. ailemle pikniğe gidecektim.
arkadaşlarımı göremedim. çünkü uyuz patronum toplantımızı mazeret gösterip önceden haber vermediğim için gitmeme izin vermedi. son dakikada iptal etmek zorunda kaldım. ve açıkçası patronumun bu tavrına çok içerledim. ama intikam yakın hissediyorum.
ailemle pikniğe gittim ama iğrenç geçti. ta karaburuna kadar gittim. millet övüp övüp duruyordu. gidip bir bakalım dedik. hiç beğenmedim. dönüşte iki saat gitmenin verdiği yolculuk sıkıntısı ile ailem ilk buldukları piknik yerine girdiler. çok kötü bir yerdi gölgelik bulamadım. acayip acayip tipler vardı etrafta kısaca bütün günü arabanın içinde oturarak geçirdim.
hafta sonunun tek kârı julie garwood'un yeni kitabı sır ı okumam oldu.

6 Ağustos 2010 Cuma

nerdeyse bir haftadır yazmıyorum.
sanırım gene bezgin olduğum bir haftadayım.
heyecan yok alışılagelmiş şeylerin dışında bir şey yok.
üzerimde bir ağırlık o yükle dolaşıp duruyorum

31 Temmuz 2010 Cumartesi

bir garip yazı

son samuray'da japonlar için aynen şu ifade kullanılmıştı.

uyandıklarından itibaren yaptıkları herşeyin mükemmel olması için uğraşıyorlar.

az önce the raven gırl's adlı bir film seğrettim. ilginç bir yapımdı. raven adı verilen geleneksel bir çorbanın yapımını öğrenmek isteyen amerikalı bir kızın hikayesi.

ama burada benim için ilginç olan şey bir çorba yaparken bile bunu saygı ve sevgi ile birleştirip mükemmel olması için uğraş vermeleri.

çorba için kullanılan ifade anlatılmak istenen şey ilginçti. doğanın ürünlerinin bir arada sunulmasıydı çorba.

üstelik önemli olan sadece yapmak ta değil bunu sunmakta önemli. ifade aynen şuydu.

sunum yaptığın kişi ne olursa olsun misafirindir. ve sunduğun şeye kendinden bir şeyler katman gerekir. bu misafirine olan sevgini ve saygını gösterir.

hani bizde yaptığın yemeğe mutlaka elin değecek tadı tuzu oradan gelir denirya. onlarda da içine sevgini katmazsan kendinden bir şey katmazsan yemeğin tadı tuzu olmuyormuş.

çok merak ediyorum. günümüz dünyasında hala böyle saygı ve sevgi ile yoğurduğumuz mükemmel olması için uğraş verdiğimiz bir şeyler kaldımı.