Pages

24 Temmuz 2010 Cumartesi

off desem karşı ki dağlar yıkılır

bir insanın benim gibi şanssız olması mümkün mü acaba merak ediyorum
tıpkı bu günkü gibi günler önceden yaptığım planlarım olduğu gibi aynı gün içinde yaptığım planlarım oluyor. ama ne hikmetten se ben ne zaman plan yapsam bir terslik çıkıyor
anlamak mümkün değil oysa planı yaparken ortada hiç bir şey yok her şey müsait ama tam planın uygulanacağı gün mutlaka bir terslik çıkıyor ya moralimi bozacak bir olay oluyor yada son anda birileri bir şeyler çıkartıyor.
mesela bu gün istinye parka gidicem güzel bir pizza yiyip (uzun zamandır yemedim çünkü) 19:00 matinesine sinemaya gidip son hava bükücüyü seğredicem ve ben bu planı bir hafta önceden yaptım ne mi oldu. patronlarımdan biri tatile gitti. diğer patronumun normalde yanıma gelip beraberce hesaplara bakmamız gerekirken ki ben bu durumda güzel bir saatte işten çıkmış olacaktım. şimdi gelmeme durumu var off neden ben plan yaptımmı hepsi ters gidiyor. gelmezse merkeze gitmem gerekecek hesap kitaba bakıcam sinemaya evet yetişirim ama yemek olayı patlar birazda gezeriz diyordum. uzun zaman oldu istinye parka gitmeyeli oda yatar.
lütfen gelsin bende işlerimi zamanında bitireyim ve keyifle zaman geçireyim.

22 Temmuz 2010 Perşembe

hayat senden neden bezdim ?

nedir bu umursamazlık
yok doğru kelime o değil bezginlik
ben sadece kendimi hayattan bu kadar bezgin sanıyordum
ama bakıyorum ki bir çok insan aynı duyguyu paylaşıyor
neden böyleyiz doğru soru bumu
bize neler oluyor
neden sanki her gün insanlığımızın bir parçası çöküyormuş gibi geliyor
ama sanırım cevabı biliyorum
hayatımızı öyle bir otomatiğe bağladık ki zevk alacağımız şeyleri yapacak vakit yada para bulamıyoruz
evden çık işe git işten gel kıvrıl koltukta yat
başka şeyler yapmak için zaman yok
hele bir de benim gibi cumarteside çalışıyorsan anam anam pazar kalk ta bir şeyler yap yiyorsa
her hangi bir amacında yoksa
işte o noktada çöküş hızlanıyor ...

20 Temmuz 2010 Salı

bir arkadaşım boşluktan kurtulmak için sana aşk lazım dedi.
aşk kim ben kim
aşk benim neyime
ben bilmem ki o denizlerde yüzmeyi
aşk için kendimden feragat edebilirmiyim
ya doğru erkek o değilse
ya onun için doğru kadın ben değilsem
ya küçük kırılgan kalbimi değmeyecek birine verirsem
ya kırılırsam
ya kırıldıktan sonra toparlanamazsam
kafamda milyonlarca soru ve en önemli soru
onun gerçekten doğru kişi olduğunu nasıl anlayacağım

ortada biri yokken bile bu kadar soru varsa kafamda olunca ne olacak acaba merak ediyorum.

bu durumda sudan çıkmış balık ifadesi benim durumumu tamı tamına ifade edecek gibime geliyor

17 Temmuz 2010 Cumartesi

beyaz

kendimi bembeyaz dört duvar arasında sıkışmış gibi hissediyorum.
her gün içimde tarifsiz bir boşluk ile uyanıyorum.
neden, nasıl ve ne için diye kendime sormaktan sıkıldım.
o duvarları renklendirmeyi istiyormuyum?
işte bundan emin değilim.
asıl istediğim ne? bir türlü bu soruya yanıt bulamıyorum.
içim sanki kaynayan kazan gibi fokurduyor ama gerisi yok.
fokurtular gök yüzüne ulaşıyormu ?
sanmıyorum....
neler oluyor bana?
nedir bu boşluk bilmiyorum.
farkında olduğum tek şey hergün kendimi biraz daha kapatıyorum dış dünyaya.
insan arasına karışmak için alışveriş merkezlerine gitmek yeterli gelmiyor artık.
ama enerjiye ihtiyacım var
insan içinde olmam yenide yaşadığımı hissetmem için enerji lazım.
süperman gibi güneşin karşısında da durmak yetmiyor artık.
yoruldum sanırım.
kaçmak kurtulmak istiyorum hayattan yeni bir uğraş bulmam lazım
oysa zamanım o kadar kısıtlı ki
farkına olduğum tek gerçek kendime ayıracak zamanımın çok az olduğu
geçenlerde izmir den bir arkadaşım geldi. kendini yetiştirmiş üniversite mezunu bir bayan müthiş zeki müthiş enerjik kocaman bir şirketin başında olmasına rağmen kendine ayırdığı vakitten feragat edip bir de bir sürü dernek işi ile uğraşıyor. istanbul'ada bir seminer için geldi.
onu düşününce boş yaşadığıma karar verdim. ama bana dernek işleride uygun değil bunu biliyorum. kendimi tanıyorum o kadar, sıkılırım. benim keyif alacağım ve severek yapacağım bir hobi bulmam lazım ama o kadar bezginim ki hayattan neyi sevdiğimi yada neyi sevmem gerektiğini bile unuttum.
kocaman bembeyaz bir boşluktayım, çıkacak yol bulamıyorum.

13 Temmuz 2010 Salı

aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor

telefon anonsunun ne işi var başlıkta diyeceksiniz var var.
bir çok kişinin takip ettiği smallvile dizisine sonunda bende sardım.
sanırım süperman'i fazlaca özlemişim.
işin komik yanı diziyi başından değil sonunda izliyorum neden mi?
clark ve lois hikayesi bilindik bir şey ama bu hikayede bir sürü farklı karakterlerde var.
9 sezonun son bölümünü izledim geçen akşam ve arada sırada takip ettiğim bu dizide oliver quınn'in chole'ye aşık olduğunu öğrendim.
şimdi nasıl oldu, neden oldu, ne şekilde oldu mevzusuna daldım. 9. sezondan izlemeye başladım sonra geri geri izleyecem sezonları.
9 sezon ortalama 20 bölüm 180 bölüm
birde benim gibi bir takık söz konusu bir diziye başladım mı dünya ile bağlantımı koparıyorum bu durumda
aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor cümlesi mantıklı geldi.
6 sezon house
4 sezon heroes
3 sezon true blood
2 sezon merlin
3 sezon gossip gırl seğretmiş ve bunu son 4 ay içersinde yapmış biri olarak sanırım ne kadar takık olduğumu anlamışsınızdır.
not : en kısa sürede dönmeye çalışacak

5 Temmuz 2010 Pazartesi

tutulma bekledim olmadı


kendimi gene garip hissediyorum. pazartesi sendromu çarptı gene galiba. hafta sonu sinemadaydım twilıght saga (eclips) tutulma'yı izledim. sanırım gerçekten bir tutulma bekledim.
ama maalesef aradığımı bulamadım.
filmden neler bekledim. neler buldum, neler bulamadım. twilight, new moon ve eclips karşılaştırması.
önce konuyu bilmeyenler için kısaca özet geçelim.
serinin ilk kitabı ve filmi olan alacakaranlık bella adlı lise öğrencisi bir kız ile edward adlı lise öğrencisi gibi gözüken aslında yüzküsür yaşında bir vampirin ilk tanışmalarını, bella'nın edward'ın aslında bir vampir olduğunu ortaya çıkarmasını ve birbirlerine aşık olmalarını anlatıyor. onlara göre hikaya aslan ve kuzunun hikayesi oluyor. aptal kuzu mazoşist aslana aşık oluyor.
serinin ikince kitabı ve filmi olan new moon ise edward'ın bellayı kardeşinin yaptığı bir yalnışlık yüzünden (ki kardeşi jasper bellanın kanını içmek için ona saldırıyor) ailesi ile forks'u terk etmesini ve bella'yı güvenliği için bırakıp gitmesini ardından bella'nın yalnızlığını başka bir adamla paylaşmasını anlatıyor. jacob kısaca jack bella'ya aşık ve edward'ın yerini almak istiyor. ardından edward'ın bella'nın öldüğünü düşünüp kendini öldürmeye uğraşmasını ve çiftimizin bir çok zorluğu atlatarak bir araya gelmeleri konu ediliyor.
ve gelelim konumuza 3. kitap ve son film eclips. filmde bella'nın vampir olmak için verdiği uğraşları, ardından onu edward'ın değiştirmesini istediği için evlilik teklifini kabul edişini tüm bunlar olurken bir vampir ordusunun bella'yı öldürmek için gelişi konu ediliyor. kurt sürüsünden jack'in bellaya olan duyguları. ve bella'nın bir talihsizlik sonucu jack'e aşık olduğunu anlamasını ama ne olursa olsun edward'dan vazgeçemeyeceği kurgusu üzerinde ilerliyor.
ben kitaplarıda filmide çok yüzeysel bir şekilde anlattım. ilgilenen arkadaşların daha ayrıntılı bilgi bulabilirler.
gelelim filme
eclips evet bir tutulma olması gerekirdi. ama bir tutulmayı maalesef bulamadım. 400 küsür sayfalık bir kitabı 130 dakikalık bir filme çevirirken kısaltmaları bekliyordum. ama bu kadar kırpılma hayır bunu beklemiyordum. bu yazımda size ara ara karşılaştırmalar, ara ara yorumlar yapıcam.
öncelikle ilk gözüme çarpan müziklerdi. müzikleri kesinlikle duymadım ve hissedemedim. bütün bir film boyunca aklımda kalan tek müzik. muse grubuna ait bir parça idi ve aklımda kalmasının sebebide daha önce dinlemiş olmam idi. alacakaranlık ve yeni ay'da müzikler daha ön planda idi ama tutulma'da arka planda kalmıştı.
makyaj ve saç tasarımları her geçen gün kimi karakterde düzelme gösterirken kiminde saçma haller almaya başladı.
alacakaranlıkta mavi mercek ile daha gerçekçi ama daha soğuk izledik vampirleri. sonra yeni ay'da sarı mercekle biraz porselen bebeklere döndüler ama biraz daha kana ete büründüler daha sıcak bir görüntü oluştu. her bölümde saçlar ve makyaj değişti. ve tutulmada olay dibe vuruldu bence. saçlar nerede ise bütün karaşterlerin tamamen değişti. içlerinde en doğal ve benim en beğendiğim rose'un saçları oldu. makyaj tamamen tam bir porselen bebek kıvamındaydı. 1800'lü yılların fransasında'ki pudralı erkek ve kadın yüzleri geldi aklıma özellikle bizim yıkılmaz em'imiz devasa bir porselen bebeğe benziyordu.
efektler, kurt efektleri güzeldi. hoplama sıçrama sahnelerinde kullanılan efektlerde çok iyiydi.
filme gelirsek filmin klaksik bir bella sahnesi yerine bir rıley sahnesi ile başlaması sevindiriciydi. geçi sonunda gene bellaya döndük ama olsun hoş bir görüntü olmuştu.
bella ve edward ile alakalı acayip bir romantizim dolaşıyordu. david slade bir action yönetmenidir. sanırım romantizm kokan sahneler konusunda çalışma yapması gerekecek çünkü dozu fazla kaçırmış. çayır sahnesinde çiçeklerin maaşallahı vardı. boylarında yerde yatan edward'ı zor gördüm.
bella'nın edward'ı alarak annesinin yanına gitmesi kısmı çok hafif bir dokunma gibi olmuş. sırf bella ile annesinin edward ile ilgili yaptıkları konuşma yüzünden konulmuş bir yama gidi duruyordu.
ve kurt adamımız jack'in çıktığı lise sahnesi anam o sahnede çıkan jack'e bir team edward olarak ben bile vay dedim. ama o sahne ile fazlaca oynanmış o yüzden çokta içime sindiremedim. kitapta jack ve edward ufak bir kavga moduna giriyorlar okul müdürü gelip onları ayırıp jack'i postalıyordu. ama filmde bella jack'i ile gitti. edward ot gibi ortada kaldı. edward kitapta bellayı jack'ten uzak tutmak için bir sürü dalavere çevirirken acayip bir kabulleniş vardı filmde bu beni deli etti. bu dalavereler tek bir sahne ile geçilmiş.
victoria ile ilk karşılaşma sahnesi başlangıç olarak iyiydi. ama çok fazla hızlıydı ve karanlık. oysa ki yeni ay'da da böyle bir sahne vardı. ve bazen hızlı bazen yavaşlatılmış bir görüntü izletmek için özel bir teknik kullanılmıştı. bence new moon bu konuda daha iyiydi.
kitapta victoria ile ilgili vampirlerin ve kurt adamların bir arada çalışması çok farklı bir şekilde anlatılırken filmde oldukça yüzeysel tutulmuş. herkes hemen görev bilinci moduna geçmişti.
rose ile bellanın konuştuğu sahneyi kitabı okurken nerede ise birebir yaşamıştım. ama film bana aynı tadı vermedi. rose tecavüze uğrayacak ve ölmek üzere terk edilecekti. kitapta adamlar bunu kimsenin geçmediği karanlık bir sokakta yaparken geç bir vakitti çünkü. filmde araçların dolandığı, insanların olduğu bir mekanda yapmaya kalktılar. nasıl nerede yaptılar hala kafam almadı. bana göre buda bir yama idi. kitapta vardı. olması gerekiyordu. ve konuldu bu kadar ama asıl anlatılmak isteneni bana veremedi.
jasper'ın yeni doğanlar'la ilgili olarak verdiği eğitim. bir sürü ağacın olduğu küçük bir alanda verilmiş gibi geldi bana bir ara biri hoplayıp zıplarken bir ağaca bindirecek diye aklımdan geçirdim. jasper ve edward arasında bir dövüş sahnesi bekledim çünkü kitapta öyleydi. ama olmadı. jasper ve alice arasında geçen dövüş sahnesi çok güzeldi. yeni doğanların yaratılışları ve denizden çıkıp gelme sahneleri filme hoşluk katmıştı. ama savaştıkları sahneyi pek beğenmedim. çok hızlı geçti. yani yapılan hemleleri bir anlık dalsanız farketmek zordu. ama asıl savaş dağın tepesinde olduğunu var sayarsak genede güzeldi.
çadır sahnesini sevdim güzel anlatılmıştı. ama edward'ın jack'i çadırdan fırlatıp atmasını görmek isterdim.
kitapta bella jack'e karşı hissettiklerinin ortaya çıkması için jack ona bir oyun oynuyordu. ama filmde o sahnede yüzeysel kaldı.
edward ile bellanın jack ile ilgili hissettiklerini konuştukları sahne çok yüzeyseldi. oysa o sahne tutulma'yı en güzel anlatacak yerdi. ben seni ne yaparsan yap effederim diyen bir edward ve kafası karışık olan bir bella. oysa kitapta her şey konuşulduktan sonra net bir bella vardı. o netliği maalesef göremedik.
ve klasik bella ve edward'ın o muhteşem öpüşme sahneleri yoktu. mesela ben hem alacakaranlıkta hem yeni ay'da o sahnelere bitmiştim, hissetmiştim. hatta belki kendimi bella'nın yerinde hayal etmiştim. ama bu film'de öyle bir sahne olmadı evet öpüştüler ama havada kaldı. bella'nın jack ile olan öpüşme sahnesi bile daha güzeldi.
kitabı okuyan biri olarak gerçekten beklediğimi bulamadım. belkide kitabı okuyup filme gitmek fikri yalnıştı. ama eminim ki kitabı okumadan filmi izleyecek olan arakadaşlar benim aldığımdan daha fazla keyif alacaklardır.
tüm bu olumsuzluklara rağmen, eclipsin hayat bulmuş halini görmek güzeldi. ve yakışıklı vampirimiz edward rolünde robert pattinson'u izlemekte ayrı bir keyifti. kitabı okumayanların hoşlanacaklarını ve kitabı okuyanların pek aradıklarını bulamaycaklarını düşünsemde. sevdim, severek izledim, dvd'si çıksın gene de izleyeceğim bir film olacak.

1 Temmuz 2010 Perşembe

kendini zeki sanan aptallar

öff gene başlamak istemiyorum. canınızı sıkmakta ama içimden kızmak, bağırmak, sağa sola vurmak geliyor neyse yapmayacağım . kendini akıllı zanneden bir zavallı beni kızdırmayı gene başardı.
bilmiyorum neden...
insanların doğasın da mı var ben einstein'ım olgusu. herkez kendini karşısında bulunan kişiden daha zeki sanıyor.
ama değiller. ben bunca yıllık yaşamım boyunca şunu farkettim. insanlar ilgilerini çeken konularda zekiler. mesela madonna'nın bir yazıda ıq'sunun yüksek olduğu yazıyordu. ama o sadece müzik ve dans konusunda zeki bir kadın ama bilgisayar programı yapamaz ve bill gates ise bilgisayar programının anasını ağlatır ama muhteşem bir şarkı yazamaz, söyleyemez yada dans edemez.
böylece teorimde haklı olduğumu ispatlamış bulunuyorum. insanlar sadece kendi ilgilerini çeken konularda zekidirler. mesela ben genel kültür ve özellikle sinema konusunda iyiyimdir. (bunda övünülecek ne var demeyin 30 sene önceki filmi ve oyuncularını hatırlarım) ama kardeşim makine ressamıdır. teknik çizim konusunda süperdir.
sonuçta kendini karşısında bulunan insan dan daha zeki sanan bütün ahmaklara sesleniyorum. ben den yada karşınızda bulunan kişiden daha zeki değilsiniz. sadece ilgi alanınıza giren konuda kendinizi geliştirmişsiniz. sadece kendinizi kandırıyorsunuz.
naber...............
ha bu arada rejim ile ilgili uzun zamanıdır bir şey yazmamıştım. son durum 116,400
not : eve bir an önce bir tartı almam lazım. kıyafet ile tartımlar tutmuyor. kotlar ağır. kumaşlar hafif geliyor.