Pages

26 Ekim 2010 Salı





paramore'a teşekkürler

25 Ekim 2010 Pazartesi

moralim bozuk
aslında neden bozuk bilmiyorum uzun zamandır bildiğim bir gerçek yüzüme vurulduğu için evet bunun için bozuk sanırım
biliyorsunuz bu bloğa ilk yazmaya başladığım zaman kilo vermeye karar verdiğimi ve bununle ilgili gelişmeleride sizinle paylaşacağımı yazmıştım.
ama araya giren ramazan sayesinde kilo verme işi kulenin tepesinden yuvarlandı.
ama bugün doktorum ne olursa olsun kilo vermek zorunda olduğumu söyledi.
hatta diyetisyene yönlendirmek istedi ama
ben öyle bir yerde çalışıyorum ki diyetisyenin dediğini ne yapacak ne yaptıracak yerim var anlayacağınız tökezledim
ama ne olursa olsun kilo vermek zorundayım.
ve aşamalı olarak çözmeye çalışacağım kısacası ağzımı kapalı tutup abur cuburdan uzak duracağım..

18 Ekim 2010 Pazartesi

Avatar Special Edition

evet dünyanın ilk 3 boyutlu filmi olan avatar'ı ikinci sefer, eklenen 10 dakikalık bölümü ile izledim. keyifli idi. gerçekten eklemeler süper olmuş. james cameron'un yerinde olsam bu hali ile filmi vizyona sokardım.
bir sürü sahne eklenmiş ki gerçekten yerinde eklemeler olmuş. ama filmi seğrettikten sonra kafam da şu soru belirdi. acaba diğer çekilip'te eklenmeyen sahneler neler içlerinde neler var sanırım bunu görme şansımız hiç olmayacak bu açıdan da üzücü.
ben daha önce avatarı imax 3d olarak izledim. izleyici olarak imax 3d gerçekten harika bir tercihti. yeni versiyonu real 3d olarak izleyince aradaki farkı anlamanız daha kolay oluyor. real 3d'de ekranın kenarlarına denk gelen görüntüler bulanıklaşıyordu. ayrıca 3 boyut vermek için kullandıkları cisimleri ekrana yansıtırken ekran ufak geldiğinden alt yazılar orada burada dolanıyordu. filmin ilk başında görüntü bizi ormanın derinliklerine atmıştı. o sahneyi imax olarak gerçekmiş gibi yaşamıştım. sanki uçan bir şeyin içindeydim ve ağaçların yanından geçip gidiyordum ama real aynı zevki vermedi açıkçası.
tüm bunların dışında eklenen neler vardı...
yeni bir hayvan türünü gösterdiler. boğa'ya benziyorlardı.
navilere eğitim verdikleri okulu gösterdiler ki biliyorum o sahnenin devamında çok ilginç bir hikayesi vardı. çünkü anladığım kadarı ile insanlar o okulu basıp sağa sola ateş ederek orada olay çıkarmış, bir sürü mermi deliği vardı duvarlarda. ama tabii o kısmın devamını göremedik.
ilk versiyonda jack neytirinin adını grace'den öğrenmiş gibi bir hava yaratılmıştı ama öyle değilmiş hani ilk ağaçta kaldığı gece ateşin etrafında toplanmışlardıya orada neytiriye ismini soruyor ha bu arada hatunun ismi o kadar kısa değil şimdi sormayın aklımın ucundan köşesinden geçmiyor
boğa benzeri yaratıkların naviler tarafından sürü halinde avlandıkları bir sahne var ki muhteşem olmuş jack ikranın üstünden iki tanesini indirdi. ve gerçekten üç boyutlu deyeceğimiz bir olay oldu o sahnede savaşçılardan biri mızrak fırlattı ve bütün salon mızrak sanki bize geliyormuş gibi hissettik.
ateş böceğine benzer uçan yaratıklarla oynadıkları bir sahne ve ormanda geçen bir iki küçük ilave sahne var.
neytiri ve jack'in beraber olduğu sahne var ve tahminler doğrultusunda bu sahne sadece tüylerin birleştirilmesi olarak gösterilmiş.
ertesi sabah uyandıklarında hatırlarsanız ilk yıkım başlamıştı. o yıkımın ardından navilerin makineler saldırdığı ve 6 insanı öldürdüğü ve askerlerin arasında olayın anlatıldığı bir konuşma sahnesi var.
ilk versiyonda tsutey vurulunca havada boşluğa düşmüş gibi gösterilmişti. ama bu sefer toprağa düşene kadar geçen bütün sahne gösterildi.
eyvanın yardımı ile hayvanların saldırdığı sahnelere boğalarında sahneleri ilave edilmiş.
tsutey yere düştüğünde hala yaşıyordu. neytiri jack'i zehirlenmekten kurtardıktan sonra jack tekrar avatarına giriyor ve tsutey'in yanına dönüyor. tsutey kendisinin öldüğünü ve yerine jack'in geçmesini istediğini söylüyor. ama bunun olması için jack'in kendisini öldürmesi gerekiyormuş ve jack'te tsutay'in isteği üzerine bunu yapıyor.
hatırladıklarım aklımda kalanlar bunlar ama gerçekten çok beğendim. filmin ilk versiyonunun dvd'si vardı. şimdi bu versiyonunda dvd'sini çıkarırlarsa alacağım.
tekrar izlemek isteyenler ve hiç izlememiş olanlar içinde harika bir deneyim olacağına eminim.

16 Ekim 2010 Cumartesi

buraya ilk yazmaya başladığımda bir günlük gibi olmasını planlıyordum.
sonra araya sosyal şeylerde serpiştir dediler iyiden iyiye günlüğe sarma.
eyvallah dedim.
sinema,müzik ve gündelik hayattan şeyler koydum.
geçenlerde geçmişe bakarken farkettim ki uzun zamandır günlük namına bir şey yazmamışım.
evet arada ufak tefek şeyler var.
ama artık bloğum aklıma gelen her şeyi yazdığım bir mekan olmuş.
olsun böyleside kabulüm en azından aklıma gelen her şeyi yazabiliyorum.
neden biz evlatlar sürekli annemizden değilde babamızdan yakınırız
bloğunu takip ettiğim arkadaşlarım arasında ebeveynlerinden şikayetçi olanlar var buna bende dahilim sonuçta nesil çatışması yaşıyoruz
yada bunu mazeret olarak kullanıyoruz
daha da vahimi ebeveynlerinden şikayetçi olanlar genelde babalarından şikayetçi
oranı 9 baba ise 1 anne olarak görüyorum
şunu farkettim ki bu süreçte
annemiz ne derse desin bizi doğuran bakan büyüten o olduğu için ona karşı biraz daha affediciyiz galiba
ama diğer taraftan babamıza karşı aynı affediciliğe sahip değiliz
annemizin söylediği sözler bize o kadar ağır gelirken hatta bizi yıkarken onun karşısında suspus oluyoruz. diğer taraftan babamızın söyledikleri o kadar ağırımıza gitmiyor gitsede önemsemiyoruz yada en fazla tartışma çıkıyor sonuçta.
dünyanın cevapsız en büyük sorusu bu ebeveylerle çocuklar neden anlaşamaz
kendimce bir yanıtım yok ama galiba her daim ebeveyn çocuk ilişkisinden dolayı oluyor arkadaş olmayı beceremiyoruz galiba sorunda buradan çıkıyor.

14 Ekim 2010 Perşembe

sevgili blogcan
bu hafta yazma fırsatım olmadı.
geçen hafta çok fazla yazınca bu haftaya bir şey kalmadımı
yok aslında yazılacaklar vardı
bu haftaya kötü başladım canım sıkkındı
ama atlattım bu da sevindirici olan yanı
en kısa sürede yazacağım
ha bu arada takıntılı olan ben bu hafta afm istinye park sinemalarına taktım kafayı
avatar tekrar gösterime girecek demiştimya yarın giriyor
ama salak afm istinye fark filmi imax 3d olarak verebilecek tek sinema iken o salonda imax olmayan bir filmi oynatarak avatarı normal salonda veriyorlar

11 Ekim 2010 Pazartesi

Kadınmıyım? Erkekmiyim? Yoksa.....sadece suçlumu?

Kafamda üç yazı vardı.
Aslında kafamda değil içimde ta derinlerdeydiler.
Uzun zamandır yazmak istediğim bir kısmı toplumsal bir kısmı özel.
Bu hafta sonu ona dördüncü yazının konusunu da ilave ettim. Etti mi dört yazı
Birini 4 ekim de koydum bloğa. Gariptir aslında hepsini 4 ekimde yazdım en azından ufak tefek düzeltmeler haricinde ana yazıları, ama hepsini ayrı günlerde koymaya karar verdim.
Bu yazıda 4 ekim de yazıldı. Yayınlama işi bu güne kaldı. Sanırım bu hafta biraz fazla sosyal yazılar yazmak istedim.
Az önde bir hikaye ye dayalı bir blogta bir fahişenin hayatıyla ilgili kısa bir bölüm okurken aklıma uzun zamandır yazmak istediğim bu konu geldi.
Cinsiyet ayrımları ama öyle bildiğiniz kadın erkek ayrımı değil. Toplumun dışına atılan üçüncü cinsiyet eşcinseller.
1990 yılların ortalarına doğru özgürlüklerini kazanmaya başladılar. Halen daha birçok ülkede özgürlüklerini kazanmak yolunda ilerliyorlar. Birçok sorunla karşılaştılar bunlardan en önemlisi ise cinsel kimliklerinin kabul edilmemesiydi. Uzun yıllar boyunca bu kimliklerini sakladılar. Gizli buluşma mekanların da toplandılar, bir kadın ya da erkek gibi davranmak zorunda bırakıldılar. Hatta birçoğu cinsel tercihleri ortaya çıkmasın diye evlenmek zorunda bile kaldı. O zamandan bu güne çok fazla şey değişmedi. Özellikle Türkiye de yaşam standartları çok kötü. Göz önünde bulunan ünlü diye tabir ettiklerimiz evet biraz daha rahatlar ama alt tabaka olarak bilinen insanlar arasında olanlar çok farklı yerlere itiliyorlar. Sokaklara
Birçok insan televizyonda ya da basında ya da yakından onları gördükleri zaman iğreniyorlar hatta cinsel tercihleri sebebi ile başlarına gelmeyen kalmıyor. Birçok homoseksüel dayak yiyor aşağılanıyor akla gelmeyecek yöntemlere maruz kalıyorlar.
Peki? onları sokaklara iten şeyler neler. Cinsel tercihlerini açıklama noktasına gelene kadar her şey yolunda bir ailesi, arkadaşları ve işi var yani kısacası her şey yolunda. Her gün gazetelerde okuyoruz. Birçok eşcinsel tercihlerini kayıp edecekleri şeyleri göze alamadıkları için açıklamıyorlar. Çünkü onlarda biliyor ki bu açıklamanın ardından sonra başlarına gelecek şeyler azımsanmayacak kadar kötü. Önce aileleri sırtlarını dönüyor ama evlattır, kardeştir diyorlar gene kıyamıyorlar ama artık onların yanında yaşamasının imkansızlığına vardıkları için evden gitmek zorunda kalıyor. Sonra onu yeni, değişmiş aslında kendi benliğini bulmuş hali ile arkadaşları yadırgıyor. Selam sabah kesiliyor bu durumu anlayışla karşılayanlar elbette vardır ama erkeklerin bunu anlayışla karşılaması biraz zordur. Hemen o ibne ile ne işimiz olur denir yıllardır sürdürülen dostluk bir çırpıda silinir. Ardından iş yerinde ufak ufak farklılıklar olmaya başlar ve her ne kadar erkek gibi giyiniyor olsanız da, mesai arkadaşlarınıza bir yanlışınız olmasa da, çok iyi bir çalışan olsanız da işten çıkartmalar başlar. Toplum maalesef içinde bulundurduğu bu ayrımcı baskıyı dışarıya işte böyle zamanlar da vuruyor. Etrafınızda kaç tane eşcinsel çalışıyor bir bakın bakalım, benim etrafımda hiç yok çünkü öyle birini çalıştırma riskini kimse almaya cesaret edemez kendisi de tövmet altında kalır çünkü.
Sonra istemeden onları sokaklara itiyoruz. Homoseksüel isen eğer yerin sokaklarda fahişelik yapmak oluyor. Ait olduğun yer o kaldırım. Onlarda zamanla itildikleri bu noktanın gereklerini kabul edip oraya göre davranıyorlar. Aslında bütün fiziksel özellikleri erkek oldukları yönünde bağrınsa da “belki aralarında cinsiyet değiştirmiş olanlar vardır” kadın gibi görünmek için uğraşıyorlar. Aldıkları eğitim aile terbiyeleri ne olursa olsun sokaktaki her hangi bir fahişeden farkları kalmıyor. Önce traş oluyorlar hatta sakallardan ve tüylerden kurtulmak için östrojen hormonu almaya başlıyorlar. Sonra kafalarına bir peruk geçiriliyor ağır bir makyaj ve ille da olmazsa olmazı bu işin kop kuyu kırmızı bir ruj. Sonra dümdüz erkeksi göğüslerini ortaya koyan “aslında gariptir yani ben gösterecek bir şeyim yoksa saklarım” şaşalı bir büstiyer yada askılı bir tişört. Altına erkeksi adaleli ve katnem görünümlü bacaklarını ortaya seren mini bir etek ve fileli çoraplar. Katnem dedim kusuruma bakmayın ben bir erkekte kadınlar gibi düzgün bacakları görmedim o yüzden ama eminim onların içinde de güzel bacakları olan vardır. Ve gene bu işin olmazsa olmazı topuklu pabuçlar. Sonrada merter de yada harbiye de kendilerini o şekilde pazarlamaya çalışıyorlar.
İnanın bana müşterilerinin çoğu bildiğiniz normal erkekler kimi meraktan yatıyor onlarla, kimi onlarda farklı bir şey buluyor. Çoğu çoluk çocuk sahibi zaten basını karşılarında gördüklerinde kaçmalarının sebebi de bu.
Peki? bunda kim suçlu onları oraya iten bizler mi?
Yoksa cinsel tercihlerinden dolayı onlar mı?
Bence biz suçluyuz. Onları itiyor, yok sayıyor, hayatımızda hiç var olmamış gibi davranıp dışlıyoruz, ayıplıyor toplumun baskısını üzerlerinden eksik etmiyoruz. İşlerini ellerinden alıyoruz. Onlarda geçimlerini sağlayacak tek yola başvuruyorlar sokaklara. Aslında kimse onlara bu güne kadar sormamış
Eş cinselsin diye fahişemi olman gerekiyor?
Başka bir meslek yapamaz mısınız?
Elbette onlarından elinden farklı işler geliyor ama kaçınız onları yanınızda çalıştırır yanınızda kıvırtarak dolaşan bir erkeğe müsaade edersiniz. Ya da onun pantolon yerine etek giymesine işte tüm bu nedenlerden dolayı maalesef o insanlar sokaklarda ve biz bunun suçunu onlara yüklüyoruz. Aralarında şanslı olanlar ise bar yada disco gibi eğlence sektöründe çalışma fırsatı buluyor.
Lezbiyenler için durum biraz daha farklı onlar kendilerini erkeklere göre daha rahat saklayabildikleri için şu anda çok göz önünde değiller. Hatta birçoğunun dışarıdan baktığınızda bir kadından farkı yok. Sokaklara henüz düşmediler umarımda düşmezler.
Ama cinsel kimlikleri ne olursa olsun onlarda bizim gibi insanlar, içlerinde kötülük taşıdıklarını tıpkı kadın fahişeler gibi bu işi severek yaptıklarını zannetmiyorum. Eminim onlarda zaman zaman kendilerinden yaptıklarından utanıyordur. Ve eminki bir gün bizde onları buna zorladığımız için utanacağız.